Yazýlarýma iki hafta ara verdim. 'Tatil yapmak için' deðil elbette! Bizler için adý 'tatil' olan 'boþ zaman' diye bir þey olmamalý.
Mevsim itibarýyla yurtiçi ve yurtdýþý konferans trafiðim çok yoðunlaþtý. Nitekim geçen hafta, yoðun bir þekilde Almanya'da teþkilatlanan TUSKON'a baðlý iþadamý derneði Ruhr Bölgesi Business Platform'un konferanslarý için Düsseldorf hattýnda bulundum. Oradan Yeni Türk Ticaret Kanunu'na göre yapýlanma gereðini anlatmak üzere Antalya'ya Zambak Yayýnlarý'nýn bayiler toplantýsýna katýldým.
Ýkincisi, biriken ev ödevlerimi tamamlamak üzere 'ders çalýþmak' için. Öyle bir deðiþim ve dönüþüm döneminden geçiyoruz ki, sürekli kendini geliþtirmeyen bir profesör, beþ senede lise seviyesine geriler. Çocuklarýndan bilgisayar öðrenenler az deðildir! Her þey çok hýzlý deðiþiyor, deðiþmeyen tek þey 'deðiþimin' kendisi. Bu yüzden kimse seyirci kalmamalý ve kaliteli tepki vermeli. Herkes çok iyi bir 'talebe' olmalý, 'ev ödevini' çok iyi çalýþmalý. Ben öyle yapýyorum. Son dönemde hükümet ekonomiyle ilgili olarak tempoyu bir hayli artýrdý. Temponun kalitesi ise çok tartýþmalý. Teþvikler ve reformlar takvimi hýzlandý. Yeni teþvik kanunu çýktý. Türk Ticaret Kanunu (TCK) baþtan sona yenilendi. Bütün bunlarýn anlaþýlmasý ve insanýmýza anlatýlmasý gerekiyor. Bu yüzden ben de çalýþýyorum. Anlayýp uyum saðlayanlar büyüyecek, anlamayýp seyredenler habire ceza yiyecek, piyasadan silinip gidecek. O kadar önemli.
Sýrf TCK 6.000 sayfa. Teknik ve zor metinler. Günlerdir oturmuþ elimde kalem-kaðýt uzmanlarý okuyup kavramaya çalýþýyorum. Kendi adýma 'deðiþime' tepki veriyorum. Seyirci kalmýyorum. Biliyorum ki, yeni mevzuatlarý, teþvikleri, yasalarý iyi takip edersem, iyi ürünlere döndürürsem, ben de bu iþleri anlatan bir akademisyen olarak görevimi hakkýyla yapmýþ olurum.
Bir de son olarak içinden geçtiðimiz konjonktüre deðinmek isterim. Konjonktür hazretleri beni çok yýpratýyor. Bazý devranlar yazmak çok zor oluyor. Zira yazdýklarýnýzýn on katýný yutmak zorunda kalýyorsunuz. Türkiye'de 'yutmak, yutkunmak' zorunda kaldýðýnýz çok ilginç bir devran var. Divan edebiyatýmýzýn zirve ismi Fuzuli'yi bilirsiniz. Fuzuli benim için kainatýn efendisi, Hz. Peygamber'imiz için yazdýðý 'Su Kasidesi'yle müsemmadýr (Kaside ve açýklamalý metin için bkz.http://www.antoloji.com/su-kasidesi-siiri/) Fuzuli bir de sanki içinden geçtiðimiz günleri tarif etmek için kaleme aldýðý gazelde aþaðýdaki mýsralarý tarihe not düþüyor:
'Dost bî-pervâ, felek bî-rahm ü devran bî-sükûn
Derd çoh hem-derd yoh düþmen kavî tâli' zebûn'
(Dostlar pervasýz, felek merhametsiz, devran daðdaðalý
Derd çok, paylaþacak dost yok, düþman çok zorlu, talih kötü)
15 gündür düþünüyorum. Þöyle baþýmý kaldýrýp ufka bakýyorum. Günlük koþuþturmanýn ötesinde, geçen günleri harmanlýyor, elimi sýkýyorum, 'geriye ne kaldý?' diye soruyorum.
Türkiye'de adeta 'ya devlet baþa, ya kuzgun leþe' dedirtecek derecede 'yönetiþim kalitesi' dibe vurmuþ durumda. Türkiye AB üyelik gündemini býraktý. Çok çok yanlýþ. Türkiye sivil anayasa önceliðini de sulandýrýyor. Gün geçmiyor ki 'bu da nereden çýktý?' dedirtecek türden güven erozyonuna neden olan açýklamalar gelmesin. Mesela sonradan dil sürçmesi olarak açýklanan 'tek din' muhabbeti. Sonra 'bu dalgalar hepimizi boðar' diye Ergenekon sürecinde yargýya müdahale anlamýnda açýklamalar. Hem de ne zaman? Eski Ýçiþleri Bakaný Meral Akþener'in ifadeye gideceði sýrada arabasýnýn kurþunlandýðý bir ortamda.
Sonra, kiþiye özel cezalar vermeler, bir maçlýk affetmeler, býrakýn çözmeyi, seyretmeyi bile beceremeyip, haksýz müdahalelerle olayý siyasileþtirip sonra insanlarý 'kendi hesabýný görmeye' mecbur býrakmalar... Görüyorsunuz, hiç tatil yapmýþ bir halim var mý?